Canlı Doğuran Yavrularının Yetiştirilmesi
Canlı Doğuran Yavrularının Yetiştirilmesi
Canlı doğuranların yavrularının yetiştirilmesinde belki de en büyük sıkıntı yine bu yavruların ebeveynleridir. Ne kadar iyi beslerseniz besleyin, yetişkinler yavrularını bir şekilde yerler. Bu da daha doğduğu andan itibaren kendi kendine yeten, tek başına beslenebilen, rahatlıkla yüzebilen bu yavruların yetiştirilmesindeki en büyük etkendir. Peki, doğumdan itibaren neler yapılmalı?
1) Doğum:
Doğumdan önce dişi rahat bir yere konulmalıdır. Aksi halde strese girebilir ve doğumda çeşitli sorunlar ile karşılaşılabilir. Doğum alanı ne kadar geniş olursa ve saklanacak yerler ne kadar bolsa annenin yavrularını yeme ihtimali de o kadar azdır. Doğumu yapılacağı yerler açısından, hem iyi hem kötü yönleri ile birkaç grupta inceleyebiliriz.
Yavrulukta doğum:
Yavruluk asla tavsiye edilmez. Bazen anne balık günler önceden doğum yapacağı güne kadar yavrulukta bekletilmekte, bu da hem annenin hem de doğacak yavruların hayatını tehlikeye atmaktadır. Ayrıca yer dar olduğu için; örneğin gece doğum yapan anne siz sabah kalkıp onu ana akvaryuma alıncaya kadar yavruları rahatça yiyebilmekte.
Ayrı bir tankta doğum:
Genelde en iyi çözüm anneyi ayrı bir tanka alarak doğumun gerçekleşmesini sağlamaktır. İyi bitkilendirilmiş, dibinde kum bulunan ayrı bir tank yavrulama için mükemmeldir. Anneyi doğumdan yaklaşık 4–5 gün önce bu tanka almak balığın bu yeni tanka alışması ve doğum anı gelene kadar akvaryuma alışması için önemlidir. Böylece anne doğum günü gelene kadar yer değişimden oluşabilecek stresi üzerinden atmış olacaktır.
Ana tankta doğum:
Eğer doğum için ayrı bir akvaryum sahibi değilseniz, yenisini de almak istemiyorsanız ana tankta doğum yavruluğa göre daha avantajlıdır. Eğer bolca saklanacak yer varsa ana tankta doğum genellikle bir sorun olmaktan çıkar. Tabii ki melek balığı gibi bütün yavruları bulup teker teker yiyebilecek bir balık türünü akvaryumunuzda barındırmıyorsanız. Yavrulara saklanma yeri yapılmasını daha ileride ele alacağız.
2) Doğumdan sonra yavruların gelişimi:
Yavruların gelişimini etkileyecek birçok etken vardır. Bunların arasında beslenme, saklanacak alanlar, su değerlerinin uygunluğu ve yavruların gezebileceği alanlar vardır. Beslenme hiç şüphesiz en önemlisidir. Yavrularınızı gün içinde 4–5 öğün, azar azar yemleyiniz. Örneğin bir gün içerisinde iki defa yemleme yapıyorsanız, aynı miktarda yemi gün içerisinde 4–5 seferde vermeniz balıklarınızın daha sağlıklı olmasını sağlayacaktır. Yavruları ilk gün beslemenize gerek yoktur. Saklanacak yerler, yavruların gezebileceği geniş bir alan sağlanmazsa yavrular strese girebilir. Etrafta onları yiyebilecek büyük balıklar olmasa dahi saklanacak yerleri onlara sağlamanız balıklarınızın kendilerini güvende hissetmelerini sağlayacaktır. Ayrıca yüzebilecekleri geniş alanlar balıklarınızın daha hızlı büyümesini ve daha sağlıklı olmalarını sağlayacaktır. Az miktarda akıntı ise yavrularınızın kas sistemlerin gelişimini olumlu yönde etkileyecek, öbür yandan mantar ve parazitlerin çoğalmasını engelleyecektir. Yalnız akıntının çok olması yavrularınız için rahatsızlık verici ve yorucu olabilir. Bu da yavrularınızı yorar ve onların vücutlarının hastalıklara karşı dirençli olmasını engeller.
Yavrulukta yavruların yetiştirilmesi:
Yavruların yavrulukta beslenmesinin birkaç avantajı olduğu gibi pek çok dezavantajı da vardır. En büyük avantajı yavruların diğer balıklar tarafından yenmesini engeller. Fakat yavrularınıza saklanacak yer sağlamadığı için onların strese girmesine sebep olur. Beslenmeleri ne kadar iyi olursa olsun yüzebilecekleri alan sınırlıdır. Bu da onların gelişimlerini olumsuz yönde etkiler. Yavrularınız yavaş büyür, akıntı az olduğu için kas sistemleri güçlü olmaz. Yavruluk balıkların yetiştirilmesinde asla tavsiye edilmez.
Ayrı bir tankta yavruların yetiştirilmesi:
Dibine yeterince kum konulmuş, bitkili,
saklanacak yerleri olan ufak bir akvaryum yavruların yetiştirilmesi
için idealdir. Filtre olarak suda çok fazla akıntıya sebep olmayan
sünger filtreler kullanılabilir. Bitki bulunması yavrular için çok
önemlidir. Bitkiler sudaki nitrat ve amonyak gibi maddelerin ortamdan
uzaklaştırılmasını sağlayacak ve yavrularınıza hızlı ve sağlıklı bir
büyüme ortamı sağlayacaktır. Yavrular da bitkinin yapraklarında
oluşacak yosunları afiyetle yiyeceklerdir. Akvaryumda yavruluğa göre
yüzebilecekleri alan daha fazla olduğu için yavrularınız daha çabuk ve
sağlıklı büyür. Yanlarına dekorasyon amacı ile kullanılan delikli
kayalardan koymanız onların kendilerini güvende hissetmeleriniz
sağlayacaktır. Dibe kum konulması yararlı bakterilerilere yaşayacak
ortam oluşturur.
Ana akvaryumda yavruların yetiştirilmesi:
Genellikle yavrulukta beslemekten bile daha iyi bir yöntemdir. Eğer akvaryumunuzda melek balığı gibi avcı bir balık yoksa yavrularınızı rahatlıkla yetişkin canlı doğuranlar ile besleyebilirsiniz. Tek şart akvaryumda yeterince saklanacak yer bulunması ve filtre gibi yavruları çekebilecek tehlikelerin önüne geçilmesidir. Filtrelerin suyu çektikleri bölümü bayan çorabı ile sarararak bu tehlikenin önüne geçmek kolaydır. Esas sorun büyük balıkların tehlike olmaktan çıkarılmasıdır. Bu konuda pek de iç açıcı olmayan bir haberim var. Saklanacak yerlerinizi ne kadar iyi yaparsanız yapın birkaç yavrunuz bir şekilde yem olacaktır. Bunun önüne geçmek neredeyse imkânsızdır. Ama yavrularınızın çoğunu sağlıklı olarak büyütmek istiyorsanız bitki sayısını arttırabilirsiniz. Bitki seçimini ince sık yapraklar sahibi olan bitkilerden yana yapmak çok iyi sonuç verecektir. Benim tavsiyem Java Moss gibi yavaş büyüyen fakat yavruların saklanması için mükemmel olan bitkilerdir. Yüzey bitkileri de yavrulara mükemmel bir yuva olacaktır. Delikli kayalardan da akvaryuma koyabilirsiniz. Yetişkin balıklarınızın yemlemesini de az miktarda yem ile günde birkaç sefere çıkartmanız yavruların yenilmesini engelleyecektir.
Yavrulara saklanacak yer yapmanın diğer bir yöntemi ise rafya kullanmaktır. Kırtasiyelerden çok ucuza bulabileceğiniz rafyayı makastan geçirerek kıvırcık hale getiriniz. Bir öbek halinde akvaryuma koyacağınız rafya dipten yüzeye kadar uzanırsa yavrularınız hem rahatça yem yiyebilir hem de yem için yüzeye çıkarken diğer balıklara yem olmazlar. Rafyayı misina ile dibe bağlayabilir veya akvaryumda geniş alana dağılmasını engelleyebilirsiniz. Benim tavsiyem Rafyanın akvaryumun iki ayrı köşesine birer tane koyulmasıdır. Böylece akvaryumun öbür ucunda gezinen yavrular da saklanacak yere sahip olabilirler.
3)Yavruların beslenmesi
Canlı doğuran yavrularının en güzel özelliği doğduktan sonra fazla bir bakıma ihtiyaç duymadan, kendi başlarının çaresine bakabilmeleridir. Akvaryumdaki yosunlar da dahil pek çok şey ile beslenebilirler. Tabii ki yosun tek başına onları beslemeye yetmeyecektir. Yavrularınıza artemia vermeniz onların hızla boy atmalarını sağlayacaktır. İnce bir toz haline getirilmiş pul yemler de kullanılabilir. Bunun için karabiber tohumlarının öğütülmesinde kullanılan öğütücüleri kullanabilirsiniz. Ara sıra haşlanmış ıspanak yaprağı vermeniz diyetlerini zenginleştirecektir. Yavrularınızı tek çeşit yem ile beslemeyiniz. Çeşitli yemler ile diyetlerini zenginleştirmeniz yavrularınızın hızla büyümelerini ve sağlıklı kalmalarını sağlayacaktır. Yem verdikten sonra dibe çöküyorsa kısa süre sonra yemi dipten çekilmelidir. Aksi halde suyun kalitesi kısa sürede bozulacaktır. Eğer yavrular ayrı bir akvaryumda besleniyorsa her gün akvaryum suyunun %10’unun dinlenmiş su ile değiştirilmesi yararlı olacaktır.
Belli bir dönemi geçmiş olanlara pek faydası dokunmayacaksa bile yeni başlayanlara faydası olmasını dilerim.Ek: Sayın Faruk Karakaşer'in hatırlatması ile bitki seçimi konusunda birkaç şey eklemek istedim.
Özellikle ana tankta yavru besleyecekseniz sık dikilmiş elodea cabomba gibi bitkilerin çok büyük yararı olmaktadır. Özellikle cabomba ile çok iyi sonuçlar aldım. Tel tel yaprakları arasında yavruların saklanması için mükemmel bir ortam oluşmaktadır. Ayrıca java moss ile ilgili de bir noktaya temas etmek istiyorum. Bilindiği üzere java moss üzerinde dibe çöken yemleri ve balık pisliklerini tutmaktadır ve bu bitkiyi temizlemek neredeyse imkansızdır. Bir süre sonra bitki üzerinde biriken yem artıkları ve dışkılar sudaki amonyak vb. azot bileşenlerinin artmasına sebep olmaktadır. Bu da suyunuzun kalitesini olumsuz etkilemektedir. Bu sebeple küçük tanklarda çok yoğun miktarda kullanılması sakıncalı olmaktadır.
Yazan: Onur UYGUN
Ekleyen: Furkan CAN
Amerikan Tetralarının Bakımı
Pek çok yerde amerikan tetralarının ne kadar dayanıksız oldukları ile
ilgili pek çok bilgi mevcuttur. Aslında bu bilgiler genelde
bilgisizliğin ürünüdür. Tetralar için hassas denimesi kimi durumlar ve
kimi türler için doğru olabilir ama pek çoğu aslında bakımı çok kolay
canlılardır. Sadece birkaç temel noktaya dikkat etmek yeterlidir. Bunun
dışında abartıldığı kadar hassas olmamaları bir yana pek çoğu yeni
başlayanlar için uygun balıklardır.
Amerikan tetralarının pek
çoğu suyu yumuşak ve asidik olan(pH 7'den küçük) sularda yaşarlar.
Suyun iletkenliği yani bir bakıma tuzluluğu azdır ve sular yumuşaktır.
Geniş bir coğrafyaya yayıldıkları için amerikan tetralarının türlerine
göre uygun sıcaklıklar değişkendir. Genelde 20-27 derece arasındaki
sıcaklıklarda yaşarlar.
Balıkların doğal yaşamlarındaki ortama
kabaca değindikten sonra buna benzer ortamın nasıl oluşturulacağı ve
beslediğimiz canlılarda nelere dikkat edeceğimize kısaca değineceğim.
Yalnız
burada anlatacaklarımın genelde küçük boyutlu tetraları kapsayıp pacu
ve natteri gibi daha özel bakım ve özel akvaryum isteyen tetraları
kapsamayacağını belirteyim.
Akvaryumun hazırlanması:
Yumuşak
su istedikleri için mümkün olduğunca suyu sertleştiren mercan kırığı,
midye kırığı, deniz kumu gibi taban malzemelerinden kaçınmalıyız.
Ayrıca suyu sertleştirecek türden taşları da pek bulundurmamamız iyi
olur.
Taban mümkünse çok açık renk olmamalıdır. Hatta mümkün olduğunca koyu renk taban kullanılması iyi olur.
Akvaryumda
pH'ı düşürücü özelliğinden dolayı kökler en iyi dekorasyon
malzemesidir. Ayrıca doğal ortamlarına yakın bir görünüm sağlamak için
de tercih edilmektedir.
Akvaryumda bitki bulundurulması
saklanacak yer sağlayıp stresi önleyecektir. Ayrıca su değerlerine
katkısı olup daha doğal bir görünüm sağlayacaktır.
Akvaryumda ışıklandırma çok güçlüyse mutlaka bitkiler ve dekorasyon malzemeleri ile gölgelik alan oluşturulmalıdır.
Akıntı
çok güçlü olmamalıdır. Tetraların çoğu akıntıyı sevmezler. Ayrıca neon
vb. nispeten narin yapılı tetralar akıntıdan zarar dahi görebilirler.
Su
değerlerindeki değişikliklere karşı hassas olduklarından yeni kurulmuş
akvaryuma eklemeyin. Yeni kurulmuş akvaryumda su değerleri çok
değişkendir. Bir süre başka balıklarla sistemin oturmasını bekleyip
bunun ardından tetralara geçersiniz. Bu önlemin bir getirisi vdaha
vardır ki sonra aşağıda bahsedilecektir.
Yeme alışkanlıkları:
Akvaryumda
beslenilen tetraların çoğu etoburdur. Buna uygun olarak hayvansal gıda
ile beslenmeleri uygun olacaktır. (pacu ve silver dollar gibi türler
hariç)
Tetraların ağız yapıları yüzeyden ve dipten yem yemeye
uygun değildir. En rahat beslenme yolları dibe çok hızlı batmayan,
ağızlarına sığacak taneli yemlerdir. Pul yemler bu açıdan pek uygun
değildir, fazla iri taneli dip yemleri ise tercih edilmemelidir. Suyun
bozulmaması için yemleme yavaş yavaş yapılmalı ve bu yolla dipte yem
birikmesi önlenmelidir.
Ara sıra bitkisel yemleme ihmal edilmemeli, su piresi gibi canlı yemler bulmak mümkün ise ara sıra da olsa ihmal edilmemeli.
Hassas oldukları ve dikkat edilmesi gereken noktalar:
- Akvaryuma tuz atılmamalı, tedavi amaçlı da olsa tuz
kullanılmamalıdır. Özellikle hastalıklarda tuzdan çok daha etkili
yöntemler vardır.
- Pek çok tetra türü(buna neon dahil) pek
çok ortama kolayca adapte olabilirler. Sadece su değerleri aşırı
değişmesin yeter. Eğer pH'ın yüksek olduğunu düşünüyorsanız fakat
balıklar uzun süredir bu ortamda sorunsuz yaşadıysa bırakın böyle devam
etsin veya değişiklik gerekiyorsa bunu çok yavaş yapın. (mesela pH
değişimini günlere bölerek)
- Ani sıcaklık değişimlerinden, ani Ph değişimlerinden kaçının.
- Su değişiminde ekleyeceğiniz suyu yavaş yavaş ekleyin. Mesela 20
litre su ekleyecekseniz 10 litresini ekleyin, geri kalan 10 litreyi 15
dakika sonra eklersiniz. Ekleyeceğiniz suyun sıcaklığı akvaryum ile
aynı veya yakın olsun.
- Su değişimlerinde %20'den fazla değişim yapmamaya özen gösterin. Bu
sebeple fazla su değişimi gerekmemesi için akvaryumu tıka basa
doldurmayın. Az olsun, öz olsun. En azından sorun yaşamazsınız.
- Yeni aldığınız balıkları iyice alıştırarak akvaryuma ekleyiniz.
- Tetralarda stres her balıkta olduğu gibi önemli bir etkendir. Sürü
balıkları olduklarından dolayı küçük akvaryumlarda bile en az 6-10
adetlik sürüler halinde besleyin.
- Daha büyük akvaryumlarda sayıyı arttırmanız daha iyidir, kendilerini güvende hissetmelerini sağlar.
- Yanlarında nispeten büyük balıklar varsa sürünün yeterli sayıda
olduğundan emin olun. Balıkların saklanabileceği ortamları arttırın.
- Melek gibi avcı balıklar yanına nasılsa aynı ortamda yaşıyorlar
diyerek ufak tetralar eklemeyin. Büyük ihtimalle av olacaklardır.
- Canlıdoğuranlar gibi balıklarla mümkünse tetra beslemeyin. Tetraların çoğu iyi avcılardır ve yavrulara pek şans tanımazlar.
- Tetraların çoğu ufak boyutlu oldukları için beyaz benek, solungaç
paraziti gibi parazitlere bağlı hastalıklara karşı daha hassastırlar.
Özellikle solungaç parazitinden sonra iyileşmeleri oldukça zor oluyor.
Bundan dolayı hastalığın oluşmasından önce hastalığa karşı tedbir
alınız. En iyi tedbir de su şartlarını iyi tutmak ve düzgün beslenmedir.
- Özellikle sürünün tamamını etkileyecek salgınlardan korunmak için
balıkları tek seferde alınız. Bu sayede akvaryumcuda aynı akvaryumda
olan, aynı hastalıları yaşamış ve bağışıklık sistemleri birbirine
benzer balıkları toplayabilirsiniz. Daha önce belirttiğim gibi
akvaryumunuzun oturmuş olması bunu yapmanıza olanak sağlar. Aksi halde
oturmamış akvaryuma birden yoğun balık eklemesi yapmak amonyak
patlaması gibi olumsuz etkileri beraberinde getirebilir.
-
Özellikle neon başta olmak üzere pek çok tetra biyolojik yapılarından
dolayı seslere ve titreşimlere karşı normalin üstünde hassastırlar.
(mesela neonların yanındaki mavi çizgi aslında basınca duyarlı mikro
yapılardır ve ortamdaki titreşimleri algılarlar)
- Özellikle
ufak tetraların bir çoğunda yan yüzgeçler hassastır, vücutları
narindir. İnce delikli yumuşak kepçeler kullanılmalı, balıklar
yakalanırken fazla sert davranılmamalıdır. Hızlı balıklar olduklarından
büyük bir kepçe iyi olacaktır.
- Büyük ve bol bitkili akvaryumda tetra yakalamayı denemeyin. Boşuna sinirlerinizi harap edersiniz. 
Deneyimli kişilere pek hitap etmese de yeni başlayan arkadaşlara faydası olacağını düşünüyorum.
Saygılarımla
Yazan: Onur UYGUN
Ekleyen: Furkan CAN
Bitkiler ve Azot
Bu yazıda amonyak, nitrit, nitrat vb. azotlu bileşiklerin bitkiler tarafından kullanılmasına değineceğim. Yalnız baştan söylemem gereken birkaç şey var. Nasıl balıklarımıza bakarken onların ihtiyaçlarını karşılıyor, sağlıklarına dikkat ediyorsak bitkilere de aynı özen gerekir. Balıkların sık sık hastalandığı akvaryuma nasıl sağlıklıdır denemezse bitkilere de ihtiyaç duydukları bakımı yapmazsanız sağlıksız olacaklardır. Balıklara yem vermeyince ve düzensiz yemleme yapınca sağlıkları nasıl bozulacaksa bitkiler de gerekli besin maddelerini, CO2'yi, ışığı alamazlarsa sağlıklı olamazlar ve aşağıda anlatacağım işleri yapamazlar.
Öte yandan aşağıda anlatacaklarım yoğun bitkili, az balıklı akvaryumlar için geçerlidir. Dediklerim hiç bir şekilde 4-5 tane bitki barındıran tanklar için geçerli değildir. Temel prensipler aynıdır ama bu kadar az bitkinin sudaki azotun tamamını zararsız hale getirmesi beklenemez. Aynı şekilde ne kadar yoğun bitkili olursa olsun 40 litrede 40 tane yetişkin lepistes bakanlar filtrelerini çıkartıp sırf bitkilerden medet ummamalıdır. Evet, bitkilerin etkisi büyük olacaktır ama bu kadar çok balığın çıkartacağı atığı dönüştürmeleri de beklenemez.
Balıklar bildiğiniz gibi yedikleri yemlerdeki aminoasitlerin vücutlarında yıkılması ile amonyak ortaya çıkartır. Bu amonyak ise filtrede önce nitrite, sonra daha az zararlı olan nitrata çevrilir. Tabii ki siz bitki besliyorsanız bitki bu azotlu maddeleri alıp proteinlerin, enzimlerin vs. yapı taşı olan aminoasitleri oluşturmakta kullanacaktır. Eğer fitre yüksek kapasiteli değilse, balık sayısı da tank hacmine göre az sayılamayacak orandaysa o zaman sudaki amonyak hemen dönüştürülemeyecek, filtrasyon yetersiz kalacaktır. Bu durumda bitkilerin önemli bir özelliği ortaya çıkıyor. Bitkiler enerji tasarrufu için amonyağı nitrata tercih ederler. Çünkü zaten nitratı bünyelerine alsalar, amonyağa çevirmek için epey enerji harcayacaklardır.
Mesela örneklersek; bitki sayınız bol, balık sayınız uygun, bitkileriniz hızlı büyüyen türlerden ve iyi bakılıyorlar. Balıklarınız birim zamanda 100 amonyak üretiyor, filtreniz de biraz kirlenip tıkandığı ve verimi düştüğü için akvaryumunuzdaki biyolojik filtrasyon sistemi normalde dakikada 110 birim amonyakla başa çıkarken 95 birime düştü diyelim.(tabii filtrasyon sistemi derken kumdaki vb. bakterileri de hesaba kattığımızı varsayıyorum)
Şimdi eğer sizin bitki vb. azot türevlerini tutacak bir aracınız yoksa o zaman her dakikada akvaryumunuzda 5 birim amonyak birikecek demektir. İşte bitkiler bu durumda imdada yetişiyor. Çünkü bitkiler filtrenizin işlemden geçirip nitrata çevirdiği azotu değil, kendisi için işlemesi daha hesaplı olan amonyağı tercih edecektir. Bu durumda eğer bitkilerinizin dakikada 5 birimden fazla amonyak işleme şansı varsa o zaman akvaryumunuzda amonyak birikimi derdiniz olmayacaktır.
Bitki akvaryumları için bitkilerin ihtiyaç duydukları besinleri rahatça alması için düşük pH tavsiye edilir.(7'nin altında) Bunun bir başka faydası da vardır. Düşük pH'ta amonyak çok daha az zehirli olan amonyuma dönüşür. Bu sebeple düşük pH'a sahip akvaryumlarda amonyak zehirlenmesi çok düşük bir ihtimaldir. Bunun bir faydası daha vardır; bitkiler amonyumu da amonyağa tercih ederler. Eğer sizin balık sayınız tank hacmine göre çok fazla değilse ve pH yeterince düşükse o zaman suya verilen amonyak hızla amonyuma dönüşecek, bitkiler tarafından çok rahat kullanılabilecektir. Bu koşulların üç büyük faydası vardır:
1) Filtreleme ile amonyağın dönüştürülmesine gerek kalmaz, pH düşük olduğundan amonyuma dönüşen amonyak büyük verimle kullanılır.
2) Amonyak amonyuma dönüştüğü için balıklarınızın zehirlenme ihtimali azalır.
3) Bitkiler tarafından amonyum ve nitratın kullanımında harcanacak enerji bakımından bakılırsa 1 mol azotlu maddenin harcanmasında 80 kcal/mol civarında bir enerji tasarrufu olacaktır. Bu da bitkinin büyüme vb. işler için daha fazla enerji ayırmasını sağlar.
Her şey bir yana yeterli bitkilendirme varsa bitkilerin azotu kullanması ile normal bir filtrenin azotlu bileşikleri çevirmesi arasında çok büyük bir fark vardır. Filtre ile nitrata çevrilen amonyak daha zararsız hale gelir ama sonuçta nitrat da zehirlidir ve su değişimi ile atılması gerekir. Azotlu bileşiklerden bitkiler yoluyla kurtulmak ise kesin çözümdür. Azotlu maddeler bitkilerce kullanılınca ortadan kaldırılır, suda birikecek nitrat vb. maddeler oluşmaz.
Peki hangi bitkiler ne şekilde kullanmaya uygundur?
a) Besinleri ağırlıklı olarak kökleri yoluyla alan bitkiler:
Cryptocoryne, echinodorus, saz vb. kök sistemi gelişmiş bitkilerdir. Besinlerini ağırlıklı olarak tabana saçak şeklinde yayılan kökleri vasıtası ile alırlar. Özellikle balıkların taban malzemesinde biriken dışkılarından vb. malzemelerin çürümesiyle ortaya çıkan azot türevi maddeleri almaları ile akvaryum sağlığına faydaları büyüktür.
Suda çözünmüş azotlu bileşikleri almakta yeterli verimi sağlamazlar. Dip çekimi yapılmayan akvaryumun taban malzemesinde oluşacak azot birikiminin önüne geçmek için biçilmiş kaftandırlar. Bu bitkilerin tabana dikili olduğu yerin 10 cm yakına kadar dip çekimi yapabilirsiniz ama 10 cm'den yakın yerlerin temizlenmesi bitkilerin köküne yakın yerlerde gübre görevi görecek maddelerin birikmesini engelleyeceğinden bitkli besin sıkıntısı çekebilir.
b) Besinlerini ağırlıklı olarak sudan alan bitkiler:
Elodea, egeria densa, cardemine lyrata, java moss gibi bitkiler yapraklarından difüzyon yolu ile veya gövdelerinde taban seviyesinin üzerinde çıkan kökleri vasıtası ile sudaki çözünmüş maddeleri rahatça kullanabilirler. Ayrıca su mercimeği gibi yüzey bitkileri de besinlerini direk sudan alırlar.
Besinlerini kök vasıtası ile tabandan da alabilseler de kök sistemleri gelişmemiş olduğu için tabanda biriken maddeleri verimli olarak tüketemezler. Balıkların vücutlarından direk olarak suya bıraktığı amonyağı direk aldıkları için suda serbest halde bulunan azotlu bileşikleri tüketmekte kullanışlıdırlar. Hafif bir akıntı olması bitkilerden daha yüksek verim alınmasını sağlar.
Bitkilerin ne kadar azot kullanacağını nasıl anlarız?
Azot ağırlıklı olarak hücrelerin temel yapı taşlarından olan ve hücre yapımından, yaşaması için gerekli işlemlerin gerçekleşmesine kadar hayati önemi bulunan aminoasitlerin yapımında kullanılır. Tabii kesin bir miktar söyleyemesek de bir bitkinin ne kadar azotu bünyesine katacağını ne kadar hızlı büyüdüğüne bakarak tahmin edebiliriz. Mesela saz çok hızlı büyüyen ve çoğalan bir bitkidir. Anubias ise ne kadar iyi bakarsanız bakın yavaş büyüyen bir bitkidir. Eğer balık sayınız çok olacaksa ve azotlu bileşikleri tüketmesi için bitki alacaksanız akvaryumunuza 3-4 tane anubias dikmek yerine arka plana 1 tane saz dikmeniz daha karlı olacaktır.
Bitkilerin verimini etkileyen faktörler ve bazı tavsiyeler:
Örneğin saz her ne kadar hızlı büyüyen bir bitki olsa da yeterli ışığı, demir gibi mikro besinleri, gerekli CO2'yi almadığı taktirde büyümesi duracak veya yavaşlayacaktır. Bu durumda bitkinin fazlaca azot harcaması söz konusu değildir. Bitkilerin gelişimleri durdu veya yavaşladıysa sebebini araştırıp bitkinin o konudaki ihtiyacını gideriniz.
Eğer balık sayınız çoksa ve balıklar büyükse doğal olarak dışkı miktarı da çok olacaktır. Bu sebeple besinleri ağırlıklı olarak tabandan alan bitkileri de kullanmanız iyi olacaktır. Akvaryumunuzda ağırlıklı olarak tabandan besin alan bitkilerin bulunmadığı bölümlerden dip çekimi yapmanız iyi olabilir. Mesela sadece arka sırada saz ekili olan bir akvaryumun ön kısımlarından dip çekimi yapılması tavsiyenin ötesinde, çoğu durumda bir gerekliliktir.
Balık sayınız çoksa elodea, su mercimeği gibi besinlerini direk sudan alan, hızlı büyüyüp bol azot tutan bitkilere ağrlık vermeniz akvaryum sağlığı açısından iyi olacaktır.
Eğer suyunuzdaki azotu filtreden çok bitkiler ile işleyip su değişmini de çok az yapmayı düşünüyorsanız anubias gibi yavaş büyüyen bitkiler yerine saz, cabomba, elodea, echinodorus osiris gibi hızlı büyüyen bitkileri tercih edip yavaş büyüyen bitkileri sadece görsel amaçla düşününüz.
Java moss, riccia gibi üzerinde yapısından dolayı atıkları tutan ve yavaş büyüyen bitkileri azot tüketmekte kullanmayı düşünmeyiniz. Bu konuda hiç de verimli değildirler. Sadece görsellik yönünden düşünülmelidirler.
Bitkilerinizin büyümesi durduysa sadece ışık, CO2 gibi bitki gelişimini hızlandırıcı etkenler üzende durmayın. Mesela fotosentez işleminin gerçekleşmesini sağlayan klorfilin yapısındaki magnezyumun eksik olması bitkinin fotosentez yapmasını engelliyor olabilir. Hatta klorofilin yapısında bulunmasa da klorofil üretimi için gerekli olan demir yoksa bu da bitki gelişimini engelleyici bir unsur olabilir.
Ekleyen: Furkan CAN
Hastalıklı ve Sağlıklı Balık
Akvaryumlarınızı kurulum kurallarına uygun kurduysanız muhtemelen balıklarınız sağlıklı bir ortamda yaşayacaklardır.
Balıkların hastalanma nedenlerini en önemlisi akvaryum sahipleridir.Hastalıklara davetiye çıkaran 3 temel neden vardır
*-Akvaryum koşullarındaki bozukluklar
*-Beslenme bozuklukları
*-Mantar,parazit ve bakteriler
Hastalıklar hakkında bilgi almaya başlamadan önce sağlıklı balığın nasıl olması gerektiğini öğrenmek daha yararlı olacaktır.
Sağlıklı balık;
*-Renkleri canlı ve parlak
*-Hareketli
*-İçgüdüsel davranan(çiftleşme güdüsü gibi)
*-Refleksleri çalışan(tehlikelere tepki verir,cama vurma gibi)
*-İştahlı
*-Sevdiği yiyeceklere karşı oburdur
*-Akvaryumun her alanını kullanır
Balıkların hastalıklarını anlamak çok kolaydır.Şöyle ki;
*-Normal davranışlarından uzaklaşır
*-Çoğu hastalık derisinden belli olur(lekeler,pul dökülmesi,sızıntı,yaralar,bazı organların anormalleşmesi)
*-Rengi soluklaşır
*-Refleksleri zayıflaşır
*-Dış çevreye ilgisi azalır
*-İştahlı değildir
*-Bir köşeye çekilir
*-Ani bilinçsiz hareketler yapar
Bu sayılanlardan biri yada birkaçı varsa balığınız hasta olabilir.Hastalığın tedavisinde erken teşhis çok önemlidir.
Hasta olduğu düşünülen balık derhal başka bir akvaryuma alınmalı,belirtilere göre hastalık teşhis edilip tedavisine
başlanmalıdır.Hastalığın cinsine göre akvaryum dezenfekte edilmelidir.
Bütün hastalıklar akvaryum sahiplerinin ihmalkarlığı yada dikkatsizliği sonucu oluşur.Bu nedenle hastalığı tedavi
ederken onun neden oluştuğunu tespit etmeli ve bu durumu ortadan kaldırmalıdır.
Balıklarda Kuma Sürtünme Nedeni
Akvaryumlarda sıkça rastlanılan bir sorundur.
Özellikle çiklitlerin popüler olmasından sonra daha fazla farkedilmiş bir problemdir.
Ancak çoğu zaman nedeni doğru tanımlanmayarak dış parazit hastalığı olarak algılanır ve buna uygun tedaviler denenir.
Gerçekte dış parazitlerin büyük çoğunluğu zaten gözle görülebilir boydadır ve oldukça nadirdirler.
Sık ve özellikle ithal balık eklenmeyen, doğadan canlı veya yem girmemiş bir akvaryumda dış parazit
nedeniyle sorun yaşanması oldukça nadir görülen bir durumdur.
Balıklarda görülen sürtünme sorununun en sık nedeni sudaki yetersiz biyolojik dönüşümün sonucu olarak
yükselen nitrit değerleridir.
Nitrit değerlerinin yüksekliği basit bir akvaryum testiyle ölçülebilir.
Bunun için üretilmiş suya daldırılan şeritler vardır.
Renk reaksiyonu esasına dayanan bu basit testler bize sudaki nitrit seviyeleri hakkında bilgi verir.
İdeal bir akvaryumda nitrit ölçülemeyecek kadar düşük olmalıdır.
Nitrit sorunu yaşanan bir akvaryumda test yapmadan bile sorunu farketmek olasıdır.
Balıklar kuma veya dekorasyon malzemesine çoğu zaman yan yatarak sürtünürler.
Bunu genelde titreme benzeri hareketler izler. Yüzgeçler kapanıp açılarak titreştirilir.
Bu belirtiler yemleme sonrası iyice artar. Bakteri kültürü eklenmesi sorunu dramatik olarak düzeltir.
Ancak yeni kurulan bir akvaryumla karşı karşıya değilsek, kültürün eklenmesi genellikle sadece geçici bir çözüm olacaktır.
Asıl sorunu yani suda yüksek nitrit değerleri oluşturan hatayı bulmak esas hedef olmalıdır.
Kalabalık, yeterli su hareketi olmayan, kalitesiz yemlerle bolca yemlenen, düzenli olarak kısmi
(%20 gibi) su değişimleri yapılmayan her akvaryum, yüksek nitrit riskiyle karşı karşıyadır.
Su sıcaklığındaki ani düşüşler de biyolojik dönüşümü bozarak sorun yaratabilir.
Dış filtrelerin yüksek yüzey alanına sahip (biyolojik dönüşüm için gerekli)
substrat olmaksızın çalıştırılması da bu sorunun sık karşılaşılan bir nedenidir.
Su geçirgenliği olmayan mercan kırığı ve bunun gibi maddelerin filtereye doldurulması
kaba mekanik filtrasyondan ileri gidilmesini engeller.
Açıkcası oldukça pahalı olan orjinal substrat kullanılamayacaksa süngerin tercih edilmesi diğer tüm malzemeden
üstün sonuç verecektir.
Yüksek nitrit değerlerinin bir diğer nedeni de taban kumunda biriken artıklardır.
Özellikle bitki gelişimine uygun ortam yaratmak için kalınca kum serilmiş akvaryumlar bu riski daha fazla taşırlar.
Akvaryumda kumu karıştıran balık türlerine yer verilmesi bu riski azaltır (botya, tarak balığı gibi).
Su değişimlerinde dip süpürgesi ile taban kumunun vakumlanması bu riski ortadan kaldırır.
Akvaryum hobisinin aspirini kabul edebileceğimiz tuz (iyotsuz kalın tuz) nitrit zehirlenmelerini de engelleyebilir.
Bu nedenle su değişimleriyle beraber akvaryuma az miktarlarda bile tuz eklenmesi faydalı olacaktır.
Alıntıdır...
